Thursday, August 4, 2011

Bolu'ya gidince ben..



once Gölcük'e gitmek isterim. Yürüdükçe içimdeki öfke diner ama geçmez, bilirim. Hep bize kışı yasatsa da, iyi ki bu sefer Gölcük çiçeklerle geldi!

Yürüyelim.


Güzel didişmelere denk gelirim sonra. Hala yünler güneşe çıkar bazı yerlerde. Şeffaf naylon yorganlar ısıtmaz kimilerini. Her yaz aynı şey; yünler güneşe çıkar, tek tek ayrılır. Güneşi gördükçe kabarır ya, hep uyumak istersin yünler her kabardığında. Adam kızar karisina; her yaz kendine bu işkenceyi niye yapıyorsun diye. Dinlemez kadın. Zaten dişi kuşun yuvasına da karışılmaması lazım gelir. Ne gelirse bazen başa hep iyi niyetten. Yıllanmış ilişkilerin iğneli sevmeleri. Yıllandıkça ona bir şey olmasın diye dua etmek, korkmak. Hem bazıları hala küstüm yastık kullanmaz. Bir tane de sana yapılır. Kenarları elde nakış. Ne güzel bir hediye, ne anlamlı bir özen. Anlamı derinleşir yastıkların hepten.





Yürüyüşe devam.



Sarı çiçekler bürümüş gölün her yanını. En sevdiğim renk; sarı. Bir tanesini ödünç alır kitabımın arasına koyarım. Yeni ayracım uğurlu olsundu artık.




Gökyüzünün yer yer nilüfer olduğu, onlarda kaybolduğu yerlere kağıttan gemilerimizi saldık. En hızlı kiminki gidecek? Sonra unuttuk gemileri filan. Uyuyup kalmışız.






Neyse ki akşam geç oluyor. Katar'da öyle mi? 6.30 dedin mi karanlık çöküverir her yere. Bir tur daha atabiliriz. Kuş yuvalarına yem koyacak, ördeklere ekmek bırakacak kadar vakit var. Döndüğümüzde domatesler ekmek aralarına yerleşmiş, semaver çayı da hazır olmuş olur!



Bolu
July' 11


Taken with Fuji nstax 210

2 comments:

blu

geçen gün yine geçen güne gittim de geldim.