Tuesday, December 20, 2016

mavi huysuzluktur bende.






yollardayken en çok değişen gökyüzünü izlemeyi seviyorum. arabada benim için bir oyun bu. güneş bulutların arkasına saklanınca mesela ay dede diye kendimi kandırabilirim.

güzel kitaplar okuyorum. aradığım, artık bulamayacağımdan o kadar eminken çıkıveriyor karşıma. kitabı bana uzatan kızla o sevinci yaşayabiliyorum iyi ki. modalaşmış zaman dilimlerimize kitaplar hakkındaki düşüncelerimizi sunmuyoruz. tiksinti içerisindeyiz çünkü. sevinci paylaşmak; işte istediğimiz bu.

nezleyim. fık fık dolaşıyorum ortada. gözlerimi aşağıda tutarsam çirkinlikten kurtulup uyuyabilirim de ayaküstü. deniyorum oluyor. gökyüzüne bakma ihtiyacı hissederken Gökhan'ı görüyorum. ''hocam neredesiniz? gelseniz de sohbet etsek'' diyor. konuşma tembeli dilim tarih dersinin gereksizliğiyle karşılık veriyor ve inşallah uğrayacak. kitabı al ve eve git derhal diyorum kendime.

otobüse binip eve gideceğim. çay demleyeceğim ama önce şu 30 dakikalık baş döndüren yolculuğu uslu bir kız olup tamamlamam gerek. uzuyor yol. ayazlandıkça Ankara uzuyor varmalar. neredeyse koşturarak eve geliyorum. iki hapşu arası çay koyuyorum ocağa. buhar, mutfağı mutfak yapıyor. en çok mutfağı özlüyorum çünkü.

P'ler kart oldu. adreslere birer birer konacak. o kartlarda olup alanın yüzündeki ifadeyi görmek isterim hep. belki kart yollarlar ve bilmukabele derler, kim bilir!

bir çay daha koyayaım. ıslahatları gerçekleştirip kızımı almaya gideyim. gece çünkü büyümeler, olgunlaşmalar farkı ile koşullu uyarıcıyla koşulsuz tepki nötr .... offff. daha çok var..

ey yaz! neredeysen hayırlısıyla çık.

No comments:

Post a Comment

blu

geçen gün yine geçen güne gittim de geldim.