Tuesday, April 18, 2017

İstanbul'a
























8 Nisan 2017
İstanbul
''Ben İstanbul'a gidiyorum'' diye diye geçirttiği bir haftaiçinden sonra gece treniyle İstanbul'a vardığımızda İstanbul sanıyorum zihninde martı gibi bir şeydi. Simitlerle beslenen martıları izlemeyi çok sevmişti İstanbul'u merak edip izletince. Martıların kendi kadar olduğunu görünce belki bu fikrinden vazgeçmiştir ama İstanbul bana insan kusan martı gibi göründü adeta. Trenden aldığı merak ertesi gün motor(vapur) bıraktı yerini ve  Totoro film müziklerini dinleyerek vardığımız adayı görünce atlara binmeyi gözüne kestirdi. Bir yukarı bir aşağı bakınca zihnimizde kocaman tebessümle yerleşmiş 'yürüme sevdası' hoşuna gitmemişti belli ki. Yürüdük.İki mıkmık üç adım, beş  adım üç mıkmık derken baya yürüdük. Komik, tatlı mı tatlı bir havada adada olmak, adanın nazik insanlarıyla sohbetle geçen güzel bir gündü. O güne dair en çok dondurma, en çok yürüyüş kaldı aklında:) Atlara binmezsek bir daha gideceğini sanmıyorum. Atlara yazık değil mi? bir sonraki vuruş.

N ve O ve Öykücüm bizi uğurlamaya geldiler. Sohbet öyle güzeldi ki az kalsın otururken kaçıracaktık. Bu belki F'nin hayatına 'otururken kaçırdıkları' uçaktan sonra güzel bir anı olarak eklenecekti. Uzun zamandır arkamı dönüp el salladığım birileri olmamıştı, öyle kıymetliydi ki. Keşke daha uzun bir zaman dilimine konabilsek ve acelesini bulutlara verip yollasak günün. belki bir gün.

Zaman çabuk geçti ve daha çok yollardaydık. Hepimize iyi geldi bu hediyesine bağlanmış doğumgünü:iyi ki doğduk.

Çok önemli bir karar olarak bisikletimi LiLa renge boyamaya karar verdim. Bu bahar bana her şey LiLa.

2 comments:

  1. Siz de bir gece treni yolculugu yapmissiniz, ne guzel.. Ve de pembe beresini sevsinler :))

    ReplyDelete
    Replies
    1. Gündüz yolcuklarını tercih ediyorum hep. Sanki her şeyi kaçırıyormuşm gibi hissediyorum gece :))
      Rüzgarın ettikleri Nisan'ın getirdikleri: hala üşüyoruz hala bere.

      Delete