Showing posts with label nature. Show all posts
Showing posts with label nature. Show all posts

Thursday, February 23, 2017

durmadan, durmadan yürümek













Kalbimden sessizliğe karışmak geçiyor ama evdekileri ikna edecek gücüm yok. Bu keyif için daha baştan tükenmek işime gelmiyor, lafını bile etmiyorum. F arıyor pazardan: ''S'ler gölete yürüyeceklermiş.'' ''Çok güzel'' diyorum. Bıdığı ikna etmek kolay oluyor haliyle: Ada da gelecekmiş.
Yürümek çok, çok mutlu ediyor beni. Önünden geçtiğimiz badem ağaçlarının baharda nasıl bir eğlenceyle bizi karşılayacaklarını hayal ederken S diyor ki: ''o ökseotuymuş. yerleştikleri ağacı kuruturmuş yavaş yavaş.'' Bu benim daha geçenlerde boncuklarını çok sevdiğim ağaç değil mi? O an bir çocuk gibi titremeli bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Uzaktan uzaktan ama hep bi şaşkınlıkla izliyorum bitkiyi. Akşam eve geldiğimizde yorgunluktan kimse kimseye dokunmuyor. Çizgi film- makaleler- kitaplar. Gözler yavaş yavaş düşüyor, haydi hep birlikte uyuyoruz.

Thursday, October 20, 2016

Pıt düştü yere


Bolu, Mayıs'16
35 mm (kodaktmax)
İnsan en çok kendine yalan söylüyor. En çok kendini kandırıyor. Sabahın bu erken vaktinde, gün daha uyanmamışken çekmek istediğim fotoğraflar bunlar değil, dedim penceredeki silüetime. Konuşmak istediklerim bunlar değil. konuşmak bile değilSıkıntısını çektiğim şey anlatamamak değil 'anlatma şeklimi bozuşum, unutuşum. Fotoğraf bir dil olmuştu oysa bana. Dilediğim kadar açılabildiğim. Azönce ne zaman sıkışsam zilini çaldığım röpörtajları okudum. Yüzüme kan geldi, sevinçten. Aynı satırlar beni hala dik tutuyor, hala bir anne eli gibi sırtımı sıvazlıyor: ''neden ve neyi bekliyorsun'' İnstagramdaki ben ile hissettiğim ben arasındaki uzaklık, insanları küçümsemek değil ama orda bir meselemin olmayışı; can sıkıntısı, kaçış. Daha çok filmle fotoğraf çekmek istiyorum. Karanlık odada onların yavaş yavaş suya gülümsemelerini bir de.

Tuesday, May 3, 2016

Beni unutma çiçeği





İnsan bir de tersini söylemek istiyor: ben senin öyle olmadığını biliyorum da sen de benim böyle davranmam içim gerçekten bir sebep olduğunu düşünebildin mi hiç, vaktin oldu mu? diye. Yanlış anlamak için tüm imkanları yaratabiliriz istersek. Yeter ki iyi niyete gözlerimizi kapatıp, arzu edelim sadece. Kırıklarımızı toprağa gömelim artık, belki pembe bir gelincik olur.

Gri ışıklı gözyaşı durağı













Bütün yükünü ışıklı bir gürültüyle ağlayınca gökyüzü sessizce canlanışına dokunduk ağaçların, dağların. Ağzımda aynı nakarat durmadan dın dın dın: ''geri gelmeyecek bir düş''
Düşündüğümde bile boğazımı yakan şeyler artık kader kısmetten öteye gitmiyor. Sanki tam da varoluş amacı bunu söyletmekmiş gibi.

Boyabat,
Mayıs, 2016
iphone

Wednesday, April 27, 2016

Bahar,










bahar gibi değildi. Uzun süredir de hiçbir şey yerli yerinde değil. Bahar geldi, derken bahar geçti bile. Bir iki çiçek lütfen açtılar ve zamanı ortadan ikiye bölüp söndüler. Bolu'da zaman ormandayken güzel. Bolu'da zaman ormandaylen buğulu. Ormanın neşesi kokusunda. Mart ayı güzel bitmişti. Mart'ın son günlerinden ikisi filmlere sarıldı, saklanmak için bir burada bir sandık kutuya sığındı.
Bahar,bu yıl orman koktu.

Zenit, kodak film
Mart'16
Bolu

Wednesday, April 20, 2016

Kara selviler altında bomboş düşüncelere uyanmak.




Sonbahar kışa güneşli girmişti, yürüyorduk gizli bahçede. Doğa ne harika, bahçe ne çok bahçe. Bir büyükçe kuşburnu ağacının altındaki masada bir şeyler anlatıyordum.Termostaki çaydan kaçan buhar inceden yükselip geri geliyordu. Güneş telaffuzsuz sesleniyordu: everything behind us


Doğanın muhteşemliğini farkettiğimden beri yani 2008 e tekabül ediyor bu, arkadaşlık beklentilerim yuvarlanarak koca bir sıfıra vardı. İnsanlar arkadaş olmak için değil de bir yangının külünü tek başına söndüremeyeceklerinden bir yakınlık peşindeler de o yangın sönünce işte 

'hayde bre! sonraki yangına kadar eyvallah. Başka söndürecek çok yangınım var' diye telasla kaçıyorlar. Yakınlaşmalar artık çok uzaklardan oluyor ve onlar gerçekten duygudaşlığa dönüyor. Bir arkadaşım var- ismi okuduğu kitaba göre değiştiği için hep merak :)- mesela anneliğin toz pembe olmadığı o günleri hiç tereddüd etmeden anlatabiliyoruz ve ben düşünce denizinde yanlışa mahal vermeden  bir ferahlama yaşıyorum. Daha konuşurken tükendiğini hissetmiyorsun.Yalın olduğu o an işte,  o samimiyetle sarılıyorsun. Berrak bir deniz, çakıl taşlarına değmeden geziniyoruz. Anneliğin virgül arası duraklarında muhabbetimiz iyi şeylere çıkıyor, uzaktan iyi etmelere. 

Beğenmek  mesela anlam kazanıyor. Güzel bir insan var, dokunduğu her şey güzelleşiyor. Kendisini görmezden gelemiyor ve haklı bana kalırsa. Öyle güzel diyor ki Dilcun: ''her şey tastamam olabilir ama ya ben kendimi saramıyorsam'' diye. Beni sarıyor bilmeden. Oturup ağlıyorum, İşte! o cümle ve kurmanın anlam ifade ettiği haliyle karşımda. İnsanın en büyük derdi kendisiyse?


 Seslendim, yakında dönecekmiş kendine, ben.





Zenit//Kodak 35mm
Bilkent' 16

Friday, April 15, 2016

Pembe limonata






Evvel, zamana karışmadan yetiştirilen hikayeler...
Dakikalar tikitikitaklayarak raylarda gıcırtılı,gri bir ses çıkartırken baharın her bir yandan neşeyle renk saçması; çocukluk işte. Duraklatıp aynı karelerde tekrar tekrar yaşamayı isteten günler, Baharlık, yazlık kışlık ve güzlük olarak kendimizi ayırdıgımıza göre baharlık olarak kalmaya karar verdik. Bir çok bahar toplayabiliriz, bir çok bahar verebiliriz. baharda olmak, biraz çok şükretmek gibi. Durmak yok, çoşkuyla devam yaşamaya! Baharda ancak dallar kırılır binlerce pamuğun altında, toprağa düşerken o sert dal pamuk gibi olur, rüzgar ellerini uzatır alır götürür ve  bir pencereye bakan şükreden ağaç olur.
Çok şükür.

Nisan' 16
Bilkent

Saturday, July 30, 2011

Göçmüş Kediler Bahçesi





Kedilere benzeyebilseydik keşke. Öyle diyesim geliyor sık sık, bu son
yıllarda. Yaşadıkları anın iyice farkındalar gibi. Bir şey bekliyorlarsa bir
deliğin başında, onları oyalayıp oradan uzaklaştırmak pek güç. Bildikleri bir
yerde bildikleri bir iş görülürken, her gün seyrettikleri, kendilerince
katıldıkları (anlayamadığımız, bakarak da bir işe katılınabilirliğidir) o işe
sanki ilk kez bakacaklarmış gibi, uyuklamakta oldukları yerden kalkmağa
üşenmeden gidip seyrederler yapılanları..
Bilge Karasu

Hasselblad
Ayvalık
June'11

Sunday, June 12, 2011

Yolda






ilkbahar- yaz- sonbahar- kış
Teksas- Ankara- Bolu
( lomo action sampler ile çekildi)

Saturday, May 28, 2011

This is not a love song*


*Nouvelle Vague gelsin, bize şarkılar söylesin!


Ocak' 11
Boyabat
(nikon N80, kodak 200)

Wednesday, April 13, 2011